Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre hipertansiyondan hayatını kaybedenlerin sayısı 2020 yılı itibariyle 23.4 milyon olacak. Türkiye'de yapılan son araştırmalara göre 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden biri hipertansiyon hastası. Prof. Kerim Güler hastalığın tanısının Türkiye'de geç konulduğunu söyleyerek, 'Tanı konulduğunda hipertansiyon nedeniyle hastanın kalbi büyümüş ve vücudundaki tüm damarlar etkilenmiş oluyor' diyor.


Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, hipertansiyon nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 2020 yılı itibariyle 23.4 milyona yükselecek. Yapılan son araştırmalar ise Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki her 2 kişiden 1’inin yani 15 milyon kişinin hipertansiyon hastası olduğunu gösteriyor. Kilo yatkınlığı nedeniyle kadınlarında hipertansiyon daha fazla görülüyor.

Milliyet gazetesinden Mert İnan'ın haberine göre durumun ‘alarm’ seviyesinde olduğunu belirten İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, şunları anlattı:

“Türkiye’de hipertansiyon konusunda yapılan tüm farkındalık çalışmalarına ve alınan tüm önlemlere rağmen, tedavi gören hastaların ancak 54’ünde istenen tansiyon değerine ulaşabildik. Hipertansiyon hastalarının yaklaşık yarısı, hipertansiyonun organlara vereceği zararı bile bile yaşamını aynı şekilde sürdürüyor. Hastalığın tanısı maalesef ülkemizde geç konuluyor. Tanı konulduğu anda hipertansiyon hastanın kalbi halihazırda büyümüş ve vücudundaki tüm damarlar etkilenmiş oluyor” dedi.

Yaşam değişikliği olmadan hipertansiyonun tedavi edilemeyeceğini de dile getiren Prof. Dr. Güler şöyle konuştu:

“Ben istediğimi yerim, hareket etmem ama ilacımı alırım’ şeklindeki düşünceler son derece yanlış. Halk arasında sadece sarımsak, limon gibi ürünlerden medet umarak tansiyon tedavi edilemez. Türk toplumu olarak dünyada tuz tüketiminde birinci sıradayız.'

'Günlük 18 gram tüketim bir facia. Ayrıca biz ekmeği de seven bir toplumuz. Bu nedenle fırınlarda tuzsuz ekmek üretmeye başlamamız gerekir” diye konuştu.